akp'nin gerçek yüzü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
akp'nin gerçek yüzü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ekim 2013 Cumartesi

Ahmet Davutoğlu da Kripto Yahudi mi? Türkiye'deki Karaim Yahudileri kimler?

ahmet davutoğlu
ahmet davutoğlu


Karaim kelimesinin kökeni hakkında pek çok görüş ortaya atılmıştır. "Kara" kökenin Arapça okumak, kıraat etmek anlamına gelen ve Kur'an ile aynı kök olan "Karae"den geldiği ve aynı şekilde Arapça ile aynı dil ailesinden olan İbranice'deki yine okumak anlamına gelen "Karai"den geldiği ve sadece yazılı Tora'yı, Eski Ahit'i otorite kabul ettiklerini ve genel Yahudi kitlenin benimsedikleri diğer Tevrat yorumlarını gözönüne almadıklarını ima eden bir ifade olduğu da söylenmiştir. Karay, Kara'ya mensup olan demektir ve sonundaki Arapça aidiyet eki "i" Türkçe ses uyumuna göre düşüp "y" olmuştur. Karaylar, İbranice'de çoğul takısı "im" getirilerek Karaim şeklinde telaffuz edilir.
Bir diğer görüşe göre 10. yüzyılda Bizans'tan sürgün olarak Hazar ülkesine sürgüne giden ve Museviliğin Karai mezhebine bağlı olan insanlar, Hazar Devleti sınırları içinde kalan Kırım topraklarına yerleştirildiler. Hazar hakanının Musevi inancını kabul etmesiyle, Karai mezhebi, Kırım'da yaşayan Türkler arasında da yayılmaya başladı. Bu inancı kabul eden Türk toplulukları, ilerleyen yıllarda 'Karaim' adıyla anılmaya başlandılar. (Wikipedia)

***

Son dönemde Türkiye’de “Kırım Tatarları” modası esiyor. Kemal Karpat’tan Halil İnalcık’a yıldızı parlayan tarihçiler, Ahmed Davutoğlu’ndan Ali Babacan’a yükselen siyasetçiler hep Kırım Tatarı.

Biz de konuyu Prof.Dr. Yalçın Küçük’e sorduk. Kırım Tatarları’nın kökenleri nereye dayanıyor? Türkiye’de hangi önemli isimler Kırım Tatarı? Yalçın Küçük’ün bu isimlerle ilgili çalışmaları var mı? Odatv olarak Prof.Dr. Yalçın Küçük’e sorduk. Küçük, Odatv’ye yanıtladı.

İşte Yalçın Küçük’ün açıklamaları:

Tyurkskiye Narodı Kırıma, 2003 tarihinde Moskova’da basılmış çok bilimsel bir kitaptır. Adından da anlayabileceğiniz gibi, bu kitabın adı “Kırım’ın Türk Halkları”dır. Bu standart bir kitaptır. Dolayısıyla Kırım dediğiniz zaman, Türkler ve Tatarlar dediğiniz zaman, elimizde yeni çıkmış “Tyurkskiye Narodı Kırıma” kitabı var.

Bu kitap üç bölüme ayrılıyor. Kırım dediğimiz zaman, biz Kırım Tatarları’nı kastediyoruz. Ama aslında bilimsel ve tarihsel olarak orada üç halktan bahsedebiliriz. Bir tanesi Karain, ikincisi Kırımskiye Tatarı, üçüncüsü de Kırımçaklar. Demek ki, Türkçede genel olarak Kırım Tatarı dediğimizde, etnik açıdan ve zaman zaman din açısından da birbirinden farklı üç halktan söz ediyoruz. Zaten kitabın başlığı da bu: Tyurkskiye (Türk) Narodı (Halkları) Kırıma(Kırımın).

Karainleri şöyle ifade edebiliriz; İbraniler “Karaim” der; Batılılar Karaibler, orada yaşayanlar, Türkler ve Ruslar ise “Karaim” derler. Demek ki, Kırım Tatarlarının veya Kırımlı dediklerimizin önemli bir bölümü Karaim’dir. Bunlara ya “Karia” deriz veyahut “Karia Türkleri” deriz.

Bunlardan bildiğimiz bir kişi var, o da Refik Halit Karay’dır. Bunlar “kara” sözcüğünden gelirler. “Kara” İbranicede “okumak” demektir. 14, 15 ve 16’ncı yüzyılda en çok Galata Köprüsü yakınlarında oturdukları için oraya “Karaköy” denir. Demek ki, bugün Karaköy dediğimiz yerde, eskiden bizim “Kırımlılar” dediğimiz Karayiler oturuyordu.

İkinci grup Kırım Tatarlarları’dır. Bunlar ayrı bir kategoridir. Dolayısıyla bana Kırımlıları sorduğunuz zaman, diğer Tatarları ayırmak durumundayız. Kazan Tatarları da var. Lenin kısmen Kazan Tatarıdır. Azerbaycan’a dışarıdan baktığınızda onlara da “Tatar” denir. Onları da ayrı tutuyoruz. Bu nedenle de sorduğunuz sorudan İlber Ortaylı arkadaşımızı da ayrı tutuyoruz. Zaten şu sıralarda bir ödül de almadı. Gittikçe ödülsüz bir yere doğru gidiyor. Kırım Tatarları dediğimizde bunları ayırmış oluyoruz.

KARAYLAR YAHUDİLİĞİN BİR KOLUDUR

23 Ağustos 2013 Cuma

Sabetayistler AKP'ye kayıtsız şartsız sahip çıkıyorlar. Sabetayist ve Bilderberg mensubu Cengiz Çandar'ın ettiği

ak parti
ak parti

"Ne kadara satın alındın bilmiyorum ama.... Ama biz öldük Cengiz'cim. Ve arkamızdan sen "maliyet" dedin bizim için. "

***


Radikal yazarı Cengiz Çandar bugün yazdığı köşe yazısında Reyhanlı'da yaşamını yitiren 46 kişiden bahsederken "maliyet"kelimesini kullandı.
Reyhanlı'da gerçekleşen patlamalardan söz ettiği yazısında, Reyhanlı'da hayatını kaybedenleri "Ortadoğu politikasında 'etkili bir aktör' olmanın 'kaçınılmaz maliyetlerinden biri' olarak görmek" gerektiğini yazdı.
AKP’ye kayıtsız şartsız sahip çıkan Çandar, yapılanların yanlış olmadığını söyledi. Çandar’ın yazısının tepki çeken kısmı şöyleydi:
“Buradan, sakın, "Suriye konusunda yanlış yapıldı. Türkiye, Suriye'den ve Ortadoğu'dan uzak durmalıydı" şeklindeki bozguncu ve Soğuk Savaş dönemi statükoculuğunu benimsediğim sonucu çıkmasın. Türkiye, Suriye'ye ilişkin bir dizi yanlış yapmış olmakla birlikte, bunun alternatifi, Suriye'den ve Ortadoğu'dan 'uzak durmak' asla değildi.
“AKTÖR OLMANIN MALİYETİ”

Bu nedenle, Reyhanlı'daki patlamaları ve şimdiye dek herhangi bir benzeri olayda görülmemiş yükseklikteki can kaybını, Ortadoğu politikasında 'etkili bir aktör' olmanın 'kaçınılmaz maliyetlerinden biri' olarak görmek gerekiyor.
Bu, tatsız bir gerçek ama maalesef böyle. Böyle bir maliyetten uzak kalmak için Türkiye'nin Suriye'de olan bitenlerden uzak durması gerekmez miydi?
Hayır, bu mümkün değildi. Türkiye'nin ulaştığı gelişme düzeyi ve uluslararası sistemin içine girdiği kalıp, Ortadoğu'da 'etkili bir aktör' olmaktan öteye ona bir şans tanımıyordu. Bu da kaçınılmaz idi."
ÇANDAR’A AÇIK MEKTUP
Radikal yazarı Cengiz Çandar’ın yazısına en etkili tepki bir Hataylı’dan geldi. Ekşisözlük’te “Cengiz Çandar’a açık mektup” başlığı ile yayınlanan mektupta adeta Çandar’a ders verdi.

İşte o mektup:

Bülent Arınç da Sabetayist mi?

Bülent Arınç
Bülent Arınç

Bülent Arınç, 1948 yılında sıcak bir mayıs ayının 25'inde Bursa'da dünyaya geldi. Arınç, doğumuyla da her insan gibi olmayacağının, aykırı cephede yer alacağının işaretlerini veri­yordu. Arınç'ın doğumu sıradan bir doğum değildi, önce ba­cakları görünmüş, paniğe kapılan doğumdakiler, onu ana kar­nında düzeltmeye çalışmışlarsa da becerememişler, bacakla­rından tutarak çekip çıkartmışlardı.

Evet; 13.733.688.728 T.C numaralı Bülent Arınç 25.05.1948 tarihinde Bursa'da ters bir doğumla gözlerini dünyaya açıyordu. Arınç'ın, Manisa Merkez ilçe Büyük Süm­büller Köyü'nde yer alan kütüğü 1959 yılında Manisa merkez ilçeye naklediliyordu.

Bülent Arınç, her ne kadar babasını "Komutan" olarak ta­nımlasa da 13.748.688.218 kimlik numaralı babası İbrahim Arınç, Jandarma uzatmalısı olarak tanınıyordu. Arınç'ın dede­sinin kütükte geçen ismi Ahmet, nenesinin adı ise Raziye ola­rak yer alıyordu. Baba Arınç 28.12.1908 tarihinde Manisa'da doğmuştu.

15

Musa'nın Mücahiti İbrahim Arınç'ın annesi Raziye'nin, 13.691.690.184 nu­maralı kimlik bilgilerinden gördüğümüze göre baba adı Meh­met, annesinin ismi ise Gılman'dı. Raziye Hanım Bergama'da doğmuştu. Bergama'ya da Girit'ten gelmişlerdi. Girit'e gitme­leri ise Siirt'in Baykan ilçesi Arınç köyünden olan, Arınç aile­sinin Tunceli ve yöresinde isyana kalkışmaları sonucuydu. Böylece Tayyip'in karısı Emine'den, Abdullah Gül'den, Beşir Atalay'dan sonra Siirt kökenli olduğu belgelenen Arınçlar, Bedirhan aşiretinin uzantılarındandılar. Osmanlı bunları Girit'e sürdükten sonra Girit isyanları başlamıştı. Arınç'ın İbrani kö­kenli dedeleri Osmanlı'ya başvurarak bugünkü deyimle Koor­dinatörlük istemiş, koordinatör olmalarının ardından Girit elimizden çıkmıştı. Girit'in elimizden çıkmasının ardından Arınç ailesi Mani­sa'ya yerleşiyorlardı. Manisa, Yunan'a kurşun atmadan teslim olan tek ilimiz olarak tarihte yerini alıyordu. Manisa'da yetişen Bülent Arınç, Meclis Başkanı olduğu zaman 12 mil olayının Yunanistan lehine kabul edilmesini istiyordu. Oysa Bülent Arınç, Mekke'de sarı, kırmızı ve yeşil renkli bir çadırda yaptığı açıklama da Yunanistan'ı Helencilikle, Megalo İdea peşinde koşmakla suçluyor ve ardından kükrüyordu: "Kahpe Yunan" Bülent Arınç'ın annesi Ayşe Sevdiye ise 13.745.688.372 numaralı kimlik bilgilerine göre; 01.07.1919 yılında Alan­ya'da dünyaya gelmişti. Annesinin adı Emine, babası ise Ka­zım'dı. Anne Sevdiye ve Baba İbrahim 10.03.1937 tarihinde evleniyorlardı.

16

Bu evlilikten Bülent Arınç'ın dışında; 15.02.1938 tarihinde Yıldıray, 26.01.1940 yılında Kutlay, 19.05.1943'de Ümit Doğay ve 12.07.1956'ya geldiğimiz de Tülay isimli ço­cukları oluyordu. 21.05.2007 tarihinde Manisa ETV Televizyonunda yayın­lanan konuşmasında Bülent Arınç, annesinin, büyükbaba ve büyük annesinin Bergama ve Yunt Dağı bölgelerinde doğup büyümüş kişiler olduğunu söylüyordu. Oysa yukarıda da belirt­tiğim gibi annesi Ayşe Sevdiye 13.745.688.372 numaralı kim­lik bilgilerine göre; 01.07.1919 yılında Alanya'da dünyaya ge­liyordu. Arınç'ın annesi Sevdiye Mısır'dan Alanya'ya göçen bir ai­lenin kızıydı. Aynı Baykal ailesi gibi onlar da Mısır'dan gelmiş­lerdi. Deniz Baykal'ın dedesi yani annesinin babası Mısır'dan göç edip Antalya'ya yerleşen çok iyi derecede Arapça bilen Şeyh Ahmet Neşşar'dı. Deniz Baykal'ın dayısının oğlu Meh­met Uğur Neşşar CHP Denizli milletvekiliydi. Mısır kökenli ve İskenderiye doğumlu bir başka milletveki­li ise Tayyip'in sırdaşı Emin Şirin'di. Emin Şirin kendini tanım­larken; "Ben de Türk kanından başka her kan var" diyordu. Arınç'ın büyük babası Mehmet, Derviş Mehmet olarak ta­nınıyordu. Büyük baba ölünce Arınç'ın kütükte Ahmet adı ile kayıtlı dedesi, Derviş Mehmet diye çağrılmaya başlanıyordu. Bilindiği gibi Derviş Mehmet, Asteğmen Kubilay'ı şehit eden gurubun başını çekiyordu. Bülent Arınç'ı çok yakından tanıyan ve onun çocukluk arkadaşı olan Nedim Çakmak, "Bülent, çocukluk ve gençlik yıllarında, Manisa sokaklarında " Dedemin intikamını alacağım" diye dolaşıyor" diyordu.

17

Manisa'nın "Üç Bülent'i diye anılan gurupta yer alan Arınç, Manisa kökenli ve İzmir Karşıyaka'da oturan Yahudi Sara Hanım'ın derslerine katılıyor, onun tekkesinden çıkmıyordu. Yahudi düşmanlığı yaparak, Müslümanları saflarına katmak bu derslerde öğreti­len başlıca konulardandı. AKP yönetiminin kare asları olarak nitelenen İsrail Dışiş­leri Müsteşarı Alon Liel ve İshak Alaton gibi Yahudilerin rah­le-i tedrisatından geçen Tayip Erdoğan Maça ası olarak adlan­dırılırken, Kupa ası Bülent Arınç ise Yahudi Sara'nın dersle­rinden ayrılmıyordu. Karo ası Abdullah Gül ise Sabahattin Za­im'in öğrencisiydi. Sabahattin Zaim "Abdullah Gül gibileri bu­lup kullanacaksınız" diyen bir isimdi. Arınç da Erdoğan ve Gül gibi Necip Fazıl'ın talebeleri arasında yer alıyordu. Abdullah Gül, Hülya Avşar'a hayranlığı yüzünden teşkilat­tan tepki alırken, Bülent Arınç Tekirdağ-Malkara'da yaptığı konuşmada; "Hülya Avşar fettan bir kadın her önüne gelenle düşer kalkar" diyor ve alkış alıyordu. Hülya Avşar'ın eski kocası Kaya Çilingiroğlu ise AKP'li ol­duğunu ilan etmekten çekinmiyordu. Süleyman Yeşilyurt, "Yahudi Dönmeleri ve Mum Söndü Ayini" adlı kitabında Sabahattin Zaim için şunları yazıyordu: "1924 yılında Köprülü'de dünyaya gelen Prof. Cevat Babuna'nın baba tarafı Selanik ve Üsküp dönmelerindendir. An­nesi Nazire Hanım ise Selanikli Sabetaist bir ailenin kızıdır. O yıllarda köprülü yani Üsküp, Selanik'ten sonra Yahudi dön­melerin en büyük merkezleri konumundaydı. Babuna'nın teyzeoğlu ünlü Prof. Sabahattin Zaim de Selanik doğumludur.

18

Zaim'in annesi Saime Hanım da Selanik dönmesidir. Zaim'in eşi Ulya (Cıngıllıoğlu) da Sabetaist bir ailenin mensubudur. Ai­ledeki diğer ünlü isim ise Leyla Neyzi'dir..." Karenin dördüncü ismi yani Sinek Ası Abdüllatif Şener, Cumhurbaşkanlığı hayali ile uçtuğu için onunla ilgili bilgilere şimdilik yer vermiyoruz.

Sabetaycı mısınız?

Bu güne değin en çok tıklanılanlar