29 Eylül 2013 Pazar

Annesi ile babası o doğduktan yedi ay sonra evlendiler ve de sabetayisttiler; Maskeli Leydi Tansu Çiller

tansu çiller
tansu çiller


"Çiller", Tansu Çiller'in kızlık soy adıydı. Kocası Özer, Tansu ile evlenince onun soy adını aldı ve Özer Çiller oldu. 
Tan-su'nun babası Hüseyin Necati Çiller bir Sabetayistti. Gazetecilik yapan Hüseyin Necati çok değişik bir ruh haline sahipti. Kimse ile geçinemezdi. İstanbul Büyük Şehir Belediyesinde çalışırken sekreterliğini yapan Selanik kökenli Sabetayist kadınla aynı evi paylaşmaya başladılar. Uzun yıllar böyle geçtikten sonra, bir gün bu kadın Tan-su'ya hamile kaldı. Tan-su doğunca düzen bozuldu. Epey direndiler ama olmayınca annesi ile babası Tansu doğduktan yaklaşık bir sene kadar sonra mecburen evlilik yaptılar. 

Tansu'nun babası öyle bir İslam düşmanıydı ki, bir gün evine hediye olarak ism-i celal hatlı bir tablo getirilince "Benim evime Kur'an muran girmez. Alın götürün şunu." diye bağrıştı.

22 Eylül 2013 Pazar

Oğlu her şeyi kabul ve itiraf etti; Adnan Menderes Sabetayist bir gizli Yahudiydi

menderesin oğlu
menderesin oğlu

9 günlük bayram tatili benim için rahat okumalara fırsat olur. Marc David Baer'in yazdığı 'Selanikli Dönmeler' yıllardır üzerinde çalıştığım, düşündüğüm bir konu olunca satır satır eğildim. Notlar aldım. Birçok yeni bilgi edindiğim halde doğrusunu söylemek gerekirse Baer'in kitabı beni tam olarak tatmin etmedi. Ne zaman Sabetayizmle ilgili şöyle dört başı mamur bir kitap çıkacak diye de düşündüm. Baer'in titiz çalışması bile mevcut soruların birçoğunu cevaplamıyor. O halde ben de Sabetayizm araştırmalarında nereye geldik ve Baer'in kitabı hangi yeni bilgileri ilave ediyor, sizin için kaleme aldım. Tarih yazımımızı tepetaklak okumaya hazır mısınız?

Marc David Baer'in kitabı

(Selanikli Dönmeler / Doğan Yay. 2011) aklımızdaki soruları cevaplamaya yetmiyor. Çünkü sabetayizm Türk tarihinde yok sayılmış bir disiplin! Ve o kadar çok soru birikti ki...

Dinsel ritüelleri halen devam ettiriyorlar mı? Örneğin 18 emir halen ihlal edilemez kurallar mı?

Cemaatin lideri tek kişi mi, yoksa her kolun ayrı bir lideri mi var?
1900'lü yılların başında olduğu gibi ortak bir sandıkları var mı? Karar defterleri var mı?
Cemaatin mensubu kaç kişi?

Yeni kuşak, Sabetayist kimlikten ne kadar haberdar? Sorular uzayıp gidiyor...

Asıl mevzuya ise bir türlü giremiyoruz. 1600'lü yıllarda yaşamış Sabetay Sevi'nin öğretileriyle günümüzü birleştiremiyoruz.

Anadolu'da gizli din yaşayan onlarca cemaat var. Halen var. Gidin Trabzon köylerinde gizli Hıristiyan görünürde Müslüman olan köylüler bulursunuz. Sabetayizmin önemi yönetici sınıfın onlardan oluşmasıdır. İktidar, finans, eğitim, kültür ve sanatta hep onların sözü geçti. O zaman akıllara şu soru geldi: Bir kast sistemi mi var?

Kimi tarihçi, gazeteci, aydın bu soruyu önemsiz buldu kimi ırkçılıkla suçladı. Oysa yakın tarihimize samimiyetle bakan ve Türkiye'yi anlamak isteyen her kişinin aklını başından alacak ilginçlikte bir konudur.


MENDERES'E 'İTİRAZINIZ VAR MI' DİYE SORDUM

Ezanın Türkçeleştirilmesi (Türkçe Ezan, Türkçe Kur'an, Türkçe Namaz ve Tekbir projesi)

ezan
ezan


76 SENE ÖNCE… 29 OCAK 1932

Bilindiği gibi, İslamda imandan sonra ilk emir namaz… Namazın vakitleri, müslümanlara, belli ve belirli lâfızlarla ve yüksek sesle okunan ezanla duyurulur. Bir beldede İslamın ve müslümanların varlığının sembolü ezandır. Ezan öyle bir sembol ki, Müslüman olan bir bölge halkı, ezan okumamakta diretse, İslam hukukçularına göre, başka bir çare yoksa onlara harp ilan edilir...

Allah’a, Allah’ın peygamberine ve âhiret kurtuluşuna çağırdığı için, ezan aynı zamanda İslama bir çağrı ve dâvettir. Bu dâvet, dünyada Müslüman bulunan her yerde devamlı tekrarlanır durur…

Ezan, “bildirmek, duyurmak, çağrı ve ilan” mânâlarına gelir. Ezan okuyana “müezzin” denir.

Ezan kelimesi, Kur’ân-ı Kerim’de Tevbe sûresi 3. âyette “Bildiri” mânâsında, Hacc sûresi 27. âyette de “Îlan” mânâsında geçer. Mâide sûresi 58. âyet ile Cuma sûresi 9. âyette de mânâ olarak ezandan bahsedilir. Müezzin kelimesi de A’raf sûresi 44. âyet ile Yûsuf sûresi 70. âyette “Îlan edici” mânâsında geçmektedir.

Ezan okumak; Hanefî, Şâfiî ve Mâlikîlere göre müekked (kuvvetli) sünnet. Bâzı Hanefî âlimlerine göre de vâcib. Onun için, “Ezan vâcib derecesinde kuvvetli sünnettir” deniliyor.

Ezan, namaz vakti girdikten sonra okunur. Vakitten önce okunan ezan okunmamış sayılır, tekrar okunması gerekir. Ezanın sözlerinin sırası değiştirilirse yeniden okunması icap eder.

Namaz İslamın Mekke döneminde farz kılındığı halde, ezan henüz meşrû kılınmadığı için müslümanlar Mekke döneminin tamamında ve Medine’de ilk dönemde zaman zaman bir araya gelip namaz vakitlerini beklerlerdi. Namaz vaktini bildirmek için bir müddet “Essalâh! Essalâh!..” diye namaz için çağrıda bulunuldu. Fakat bu kâfi gelmiyor ve başka bir işarete ihtiyaç duyuluyordu…

Başka din mensuplarının yaptıkları gibi boru öttürmek, ateş yakmak veya bayrak asmak gibi teklifleri onlara benzemek olacağından Resûlüllah Efendimiz kabul buyurmadılar…

Ezan, o sıralarda ashabtan Abdullah bin Zeyd’e rüyasında bildiğimiz şekliyle öğretildi. O da rüyasını Peygamberimiz’e anlattı. Hazret-i Ömer (r.a.) aynı rüyayı kendisinin de gördüğünü söyledi. Hazret-i Resûlüllah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem, Bilâl-i Habeşî Hazretleri’ne, rüyada öğretilen şekilde ezan okumasını emretti. Hz. Bilal yüksek bir evin üstüne çıktı ve ilk olarak sabah ezanı okudu…

Ezan, 75 sene öncesine kadar İslamın yayıldığı her yerde aynı şekilde asırlarca okundu durdu…


EZANIN TÜRKÇELEŞTİRİLMESİ

Osmanlı döneminin son zamanları ve 2. Meşrûtiyeti takip eden yıllarda “Türkçülük ve Dilde Sadeleşme” akımının arkasından, önemli münakaşalara sebep olan “Ezanın Türkçeleşmesi” meselesi ortaya atıldı. Bu fikri 1918’de ilk ortaya atan Ziya Gökalp idi. Gökalp, Osmanlılık idealini taşıdığı dönemde, 1908’de Ezan adlı şiirinde, ezanı “Büyük asrın (asr-ı saadetin) sesi” olarak anıyor ve şu mısralarla övüyordu:

Okunurken ezan, sanır her vicdan

Cebrâildir; gelmiş Bilal ağzından

Bütün İslam âlemine seslenir
.

Bu mısraların sahibi Ziya Gökalp, Selânik’e yerleştikten sonra 1918’de yazdığı Yeni Hayat kitabındaki “Vatan” şiirinde 180 derecelik bir dönüş sergiliyor ve şöyle diyordu:

Bir ülke ki câmiinde Türkçe ezan okunur

Köylü anlar mânâsını namazdaki duânın

Bir ülke ki mektebinde Türkçe Kur’an okunur

Küçük büyük herkes bilir buyruğunu Hudâ’nın

Ey Türk oğlu işte senin orasıdır vatanın

12 Eylül 2013 Perşembe

Ülker, bir kripto Yahudi tuzağı mı? "Sabri Ülker'i bir de benden dinleyin!"

ülker yahudi tuzağı mı
ülker yahudi tuzağı mı?

Yeni Şafak Gazetesi'nde dün Sabri Ülker'i anlatan yazının ardından Odatv yazarı Erroll Gelardin, bir başka Ülker hikayesi anlattı.
İşte Gelardin'in Ülker yazısı:
Ülker Fabrikasi,Beşler Bisküvi Fabrikası’nda çalışan Asım Berksan, merhum kayınpederim Hayim Vitali Nahum, Palasko(Rum) ve Asım’ın kardeşi Sabri Berksan beyler tarafından Sirkeci’de ufak bir odada kurulmuştur.

Merhum kayınpederim Hayim Vitali Nahum’un anlattıklarını size anlatacağım.

Sembollerle oynuyorlar. Her şeyle oynuyorlar. Rabia işareti ve altı köşeli yıldız bizim değil

semboller
semboller


 Mısırdaki olaylar neticesinde profilinde "Rabia işareti" olarak isimlendirilen sembolü paylaşan bazı kardeşlerimiz mevcud. Bir de bu sembolün Yahudi-Mason sembollerinden olduğunu söyleyip, paylaşanları eleştirenler mevcud . Evvelkilerin de tabii ki savunma yapanları hatta paylaşmayanları eleştirenleri ...
Paylaşılması gerektiğini iddia edenler genellikle ; "Siyon Yıldızı" olarak bilinen "6 köşeli yıldız"ın içerisine İsm-i Âzam yazılmış halini ve aslında bu yıldızın İslam simgesi olduğunu ; bu yıldızı kullanmakla Yahudi olunmayacağını ; dolayısıyla "Rabia işareti"ni kullanmanın da bir beis teşkil etmediğini iddia eden bir yazıyı paylaşıyorlar . Okumakta bulunduğunuz bu yazı ; bu konu ile ilgili bana soru soran bazı arkadaşlarıma cevaben yazılmıştır . Paylaşılan bu yazı internet ortamında birçok yerde mevcud ise de, hiçbir yerde sahih bir kaynak gösterilmemiştir . Mühr-ü süleyman mes'elesi İslamî kaynaklarda geçmekle beraber; üzerinde İsm-i âzâm'ın yazılı olduğu bildirilmekte, lakin şekliyle ilgili sahih kaynak bulunmamaktadır . Kur'ân-ı Kerîm'de birçok yerde Hz. Dâvud ve Hz. Süleyman'dan bahsedilmektedir .  Her ikisine de verilen mülk ve devletten, güç ve kudretten hatta demir ve bakırın yumuşak kılındığından bahsedilir ama üzerinde "6 köşeli yıldız" olan ne bir "yüzük" ne de "zırh" geçer . Üzerinde ism-i âzam yazılıdır. Selçuklu Yıldızı diye bilinen yıldız da 6 değil, 8 köşelidir . 6 köşeli yıldızın da tarihî eserlerimizde mevcud olduğu muhakkaktır . Lakin birçok camide 8 köşeli yıldız kullanılmıştır. Bir sembol kimi zaman birbirine zıt ekoller için kullanılmış olabilir. Lakin önemli olan şu an çağrıştırdığı düşünce / yönetim / inanç sistemlerinden hangisinin daha kuvvetli olduğudur .
Siyonizm resmen bu yıldızı bayrağı olarak ilan etmiştir.


Kabala Yahudilerin Tevrat'tan
bile önce ellerinde olan
kutsal bildikleri kitaplarıdır.
Kabala'da altı köşeli yıldız
 sık kullanılmıştır
Peygamber Efendimiz, tırnaklarını keserken dahi, Yahudilere benzemekten kaçınmış; onlar saçlarını traş ettiğinde , saçını uzatmış ; onlar uzattığında ise, ashaba kısaltmalarını emretmiştir . Halbuki saç uzatmak daha önceki birçok nebî ve rasulün sünnetidir . Hatta Zülkarneyn aleyhisselam  ve Kadir suresinin inzaline sebep olan kıssadaki Şemmun'el gazî hazretlerinin alâmet-i fârikası , topuklarına kadar uzanan saçlarıdır . Vel hâsılı kelâm, mesele sembollerin insanlara ne hatırlattığı, kimlerin maksadına hizmet ettiğidir. Zira bu yıldız bizatihi İslama mâl olmuş bir sembol değildir. Zaten dinimizde sembolizme de yer yoktur . Cifir, vefk vs gibi meselelerin, sembollerin hayatımıza girmesinin sebebi çoğunlukla, bu tür ritüelleri dinlerinin ahkamlarında yani ibadet addeden Yahudi ve Hristiyanlarla iç içe yaşamamızdır . Delil olarak gösterilen eski eserlerin fotoğraflarında bu simgenin bazısının yanında "Gamalı haç" sembolü de bulunmaktadır . Eski eserleri delil olarak kullanmak icap ederse ,  "haç" sembolünü de sahiplenmemiz gerekecektir ki  bu gayr-i mümkün bir hadisedir. Yahudilerin kendilerince kutsal bir görevi vardır ki; "Süleyman Mabedi'ni" tekrar inşâ ve îmâr etmek. Süleyman ve Dâvud aleyhimüsselam bizlerin de peygamberidir, âmennâ ve saddeknâ . Ve Süleyman mâbedi de o zamanki "müslümanların ibâdethanesidir" zira; Hz. Âdem'den Hz. Muhammmed sallallahü aleyhi veselleme kadar "tek din İSLAM'dır !". Ama bu demek değildir ki; Süleyman mâbedini elbirliği ile inşâ edeceğiz .

5 Eylül 2013 Perşembe

Sabetayisler aslında Türkleri Laik değil Hristiyan yapacaklardı.

türkler
türkler


Kâzım Karabekir – Nasıl Hıristiyan olacaktık?!

Kazım Karabekir, 1923 senesinde mecliste yaşanan olayı şöyle anlatıyor:

[Köşeli Parantez içindekiler Akademi Dergisi tarafından eklenmiştir. ]
Tevfik Rüştü [Aras] bey konuşuyordu:

[Tevfik Rüştü Aras, Sabetayist Mustafa Kemal Atatürk'ün Dışişleri Bakanıydı ve Sabetayistti. Sabetayist Adnan Menderes, Aras'lara damat olmuştu.]
“Ben kanaatimi millet kürsüsünden de haykırırım.. Kimseden korkmam.. Teşkilâtı Esasiyemizde dinimiz apaçık yazılmalıdır..” diyordu.

Ben söz aldım ve sordum:

“Teşkilâtı Esasiyede dinimizin İslâm olduğu yazılıdır. Tevfik Rüştü bey? Hangi kanaati haykıracaksın? Teşkilâtı Esasiye’ye hangi dini yazdıracaksın?…
Hıristiyanlığı mı?


Mahmut Esat [Bozkurt] Bey söz aldı ve sertçe cevap verdi:

“Evet Hıristiyanlığı… Çünkü islâmlık terakkiye (ilerlemeye) manidir. Bu dinle yürünmez mahvoluruz. Ve bize kimse de ehemmiyeti vermez..” dedi.

Ben söz alarak dedim ki:

İslâmlığın terakkiye mani olduğu Avrupalıların uydurmasıdır. Bu meseleyi istediğiniz kadar münakaşa edebiliriz. Fakat münakaşaya tahammülü olmayan bir mesele varsa, din değiştirme gayretidir. Netice İslâm kalırsak mahvolmayız, fakat din değiştirme oyunuyla bizi, kolay mahvedebilirler…”

Fethi [Okyar ki o da bir Sabetayistti.] Bey söz alarak… Bana gayet sert, katı cevap verdi:

“Evet Karabekir… Türkler İslâmlığı kabul ettiklerinden böyle kaldılar. Ve İslâm kaldıkça da bu halde kalmaya mahkumdurlar… Bunun için islâm kalmayacağız..” dedi.

Ben de aynı sertlikle şu cevabı verdim:

Yeni yayınlardan e-posta ile haberdar ol!

Bu güne değin en çok tıklanılanlar